26 Eylül 2010 Pazar

Ars Longa, Vita Brevis (Sanat Uzun, Hayat Kısa) Livaneli



Merhabalar, dün size yeni aldığım yeni kitaplardan bahsetmiştim. Bunlardan bir tanesi de Zülfü Livaneli'nin Sanat Uzun, Hayat Kısa adlı kitabı. Livaneli'nin hayata bakış açısı, Türkiye ile ilgili düşünceleri, günümüz gençliğinin durumu, okuduğu kitaplar, anekdotlar ve bunun gibi birçok şeyi içinde barındıran bir deneme kitabı. Kitabın ismini Latince yazdım. Çünkü Kitap ismini bu Latince özdeyişten alıyor. Geçen bir yıl dolu dolu Latince görsemde, ana dilim olmadığından ve konuşulan bir dil olmadığından Latince'yle aram çok fazla iyi değil. Ama yine de sözcüklerden bazı şeyleri anlayabiliyorum. Kitabı geçen hafta cumartesi aldım ve dün bitirdim. Bunun nedeni neredeyse kitabı hiç bitirmemek istemememden kaynaklanıyor. Her gün neredeyse 10 sayfa okudum. Kitabın dili o kadar sade, o kadar duru ki kitaba kendinizi kaptırırsanız bir günde bitebilecek potansiyele sahip. Halk şiirlerinde rastladığımız sadelik ve dilin akıcı olmasının benzeri, Livaneli'nin kitabında karşımıza çıkmaktadır. Kitabı okuyunca Yazar'ın ne kadar kültürlü ve dolu bir insan olduğunu anlıyorsunuz. Yazarların en çok bu tarzda yazmış oldukları Denemeleri seviyorum. İnsana ve hayata dair kendi düşüncelerini anlattıkları içi boş olmayan dolu kitapları.. Kitap aslında okuyucunun uyanışını sağlayan, silkeleyip kendisine gelmesini sağlayan bir kitap. İçinde bulunduğumuz toplumu, çevremizdekilerle ilişkilerimiz, Ana dilimizin başına gelenleri, gençlerin kitaba ve topluma bakış açıları, Teknolojinin getirmiş olduğu zararlar gibi birçok konuda doğru saptamaları tüm çıplaklığı ile ortaya koymakta. Kitapta edebiyat üzerine yoğun bir şekilde durulmuş. Edebiyat'ın hayatımıza kattıkları, edebiyat olmasaydı insanoğlunun durumunun nasıl olacağı ilgili düşüncelerde kitapta yer almaktadır. Mesela Yazar Bazı insanların, roman okunmasına karşı geldiğini söylemektedir. Karşı gelenler Roman yerine daha kalıcı, daha bilimsel şeylerin okunmasından yana olduklarını söylemektedir. Yazar bu önyargının ne kadar yanlış olduğunu kitabının birçok sayfasında dile getirmektedir. Roman'ın insan üzerindeki etkilerini ve insanın gelişmesine çok büyük katkılarda bulunduğunu dile getirmektedir. Dünyaca ünlü yazarlara da kitabında yer vererek onların zamanına ışık tutmaktadır. Bu kitabı herkese mutlaka okumasını tavsiye ediyorum. İnsanı çok etkiliyor. Bir dostum bu kitabı iki kez okudu.:)) Belki siz de onun gibi iki kez okuyabilirsiniz. Şimdiden iyi okumalar.

" Doğru olan her formül, içinde mutlaka estetik değer barındırır" Livaneli, s:141.

"2O. yüzyıl insanlık tarihi boyunca hatırlanacak bu toplu katliamdaki amaç kitleseldi. 21 . yüzyıl kitleselliğe değil, bireye vurgu yapan bir çağ oluyor" Livaneli, s: 165.

"20. yüzyıl ne kadar bir toplumsallaşma, kitleselleşme çağıysa, 21. yüzyıl da o kadar bireyselleşme yüzyılı". Livaneli, s:166.



25 Eylül 2010 Cumartesi

Yeni Kitaplar

Geçen Hafta Alkıma'a gittiğimde yine her zamanki gibi çılgınca olmasa da kafamda olan kitapları aldım. Uzun zamandır çok kitap almadım dersem de siz bana inanmayın. Netten siparişlerim ile Alkımdan aldığım kitap sayısı toplam 10 tane. Ama kaç aydır bu kadar yoğun kitap alışverişi yapmadım. Genelde evde biriken kitaplarımı bitirmeye çalışsam da araya yine yeni kitaplar sıkıştırmıştım. Sadece bu alışverişin diğerlerinden farkı bir ayda 1o tane kitabı aynı anda almamdı. Alkım'ın taksitli kartı sağolsun. Aslında kitap almaya gitmeden önce bir liste çıkarırım. Bu liste Kitap eklerinden okuduğum, beğendiğim kitaplardan oluşur. Radikal ve Cumhuriyet'in kitap eklerini asla kaçırmam. Yeni alışkanlığım ise blogları gezip kim ne okumuş, neyi tavsiye ediyorlar oluyor. Bu konuda size iki blog tavsiye edebilirim. Bir tanesi " Biraz öyle biraz şöyle" adlı blogla "Leylak Dalı" blog son zamanlarda sıklıkla uğradığım yerler.:) Bu blogları blog listemden de ulaşabilirsiniz. Alkıma bu sefer gidişimde ilk önce Parfümün Dansını aldım. Bunun yanı sıra yine aynı yazarın bir kitabını da daha aldım. Herkesin bana tavsiye ettiği ve okumakta biraz geç kaldığım bir kitap olan Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk kitabını aldım. Yabancı yazarlardan oluşan kitaplarıma Türk Yazarlarından bir tane almak istedim. Zülfü Livaneli'nin Sanat Uzun, Hayat Kısa adlı kitabını aldım. Bu kitabı bitirdim, onu ayrıca bloguma yazacağım. Açlık Oyunlarının iki kitabını aldım. Netten siparişlerim arasında ise Hanefi Avcı'nın kitabı, Muz sesleri, Zafer Köse'nin Sarsılmak adlı romanı ile Muz sesleri adlı kitabı aldım. Son kitapta Eat Pray Love adlı chic-lit türündeki kitabın ikincisi. Bu kitabı bana halam hediye etti. Ona da buradan tekrardan tesekkür ederim. Evdeki kitapları nasıl bitireceğim diye düşünürken yeni kitaplar aldım. Kitap konusunda inanılmaz bir doyumsuzluğum var. Hayata karşı doyumsuz olmasam da kitap konusunda itiraf ediyorum evet doyumsuzum:))) Bu sene Mastarımın tez aşamasındayım yani yoğun bir dönem beni bekliyor. Artık otobuslerde, vapurda bitirmeyi planlıyorum. Okuduklarımın hepsini sizinle paylaşacağım. Sevgiler:)

Big Fish- Büyük Balık



Tim Burton filmlerini çok severim. Genelde filmlerinde gotik karakterlere rastlamanız mümkün. Size Tim Burton'ın en sevdiğim filmlerinden biri olan Big Fish adlı filmi önermek istiyorum. Tim Burton filmlerini izleyenler bilir. Filmlerinin konuları farklı olsa da film başladığında kesinlikle bu Tim Burton filmi dersiniz. Film eleştirmenleri, film için ” Modern bir Oz Büyücüsü Masalı” yorumunu yapmışlardır. Filmin konusu ise; Edward Bloom adında bir adamın hayat hikayesini anlatmaktadır. Edward Bloom ‘un son zamanlarıyla başlayan film, yaşlı adamın etrafındakilere gençlik dönemini ve yaşadıklarını masalsı bir tatla anlatmasıyla, o yıllara dönülmekte ve görsel bir şölen başlamaktadır. Çünkü Edward Bloom yaşadığı her şeyi abartarak ve olduğundan çok daha renkli anlatmaktadır. Bu durum oğlu William’ı sıkmakta ve babasını bir türlü anlamamaktadır. Edward Bloom kendini nehirde yaşayan ve bir türlü yakalanamayn Büyük bir balık olarak görmektedir. Öldükten sonra nehirde balık olacağını ve hayatını bu şekilde devam edeceğini düşünmektedir. Yıllar boyu anlatmış olduğu hikayelerden sıkılan oğlu, anlatmış olduğu her şeyin onun hayal ürünü olduğunu düşünmektedir. Taa ki babası ölüm döşeğine düşünceye kadar. İçinde felsefe ve hayata dair mesajlar bulunan bu filmi herkese tavsiye ediyorum.

“Nehirde büyük bir balık olabilirsiniz, fakat denizde küçük bir balıksınızdır”.

Yahşi Batı



Merhabalar, Bundan birkaç ay önce bir pazar gecesi ailece “yahşi batı” adlı filmi izledik. Filmi izlerken bir ara gülmekten nefes alamadığımızı belirtmek isterim. Filmde argo espiriler olmasının yanında, zekice işlenmiş esprilerde vardı. Birçok tanıdığım bu filmle ilgili değişik yorumlarda bulunmuşlardı. Bazıları filmi överken, bazıları çok sıradan olduğunu söylediler. Açıkcası bende bu nedenden dolayı filmi bu kadar geç izledim. Gülmekten keyif alanlar için bu filmi izlemenizi öneririm.

Film Lemi Bey ile Aziz Bey’in Amerika’ya Osmanlı padişahının hediyesini götürmesiyle başlar. Yolda başlarına bir dizi felaket gelen bu iki elçinin, Amerikan başkanına verilecek olan elmas hediyeyi eşkiyalara kaptırmalarının ardından, elması geri almanın yollarını alırlar. Amerikan rüyası üzerine yapılan ince espriler açısından izlenmeye değer. Kola’nın bile Türkler tarafından ilk kez bulunduğunu, Amerikalılar’ın bizden çaldıklarını bile iddia eden bu iki Bey, kılıktan kılığa girerek, yaşadıkları maceralarla izleyici güldürmekten bir hal alırlar. Cem Yılmaz’ın oyunculuğunun yanı sıra Demet Evgar’ın oyunculuğu da her zamanki gibi muhteşem. İyi Seyirler.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Elif Şafak, Zülfü Livaneli ve Hümanistlik üzerine

Bu yazımda iki değerli yazara yer vermek istiyorum. Blogumu takip eden ve beni yakından tanıyanlar, Elif Şafakla olan ruh bağımı bilirler. O yazsın ben okuyayım, o konuşsun ben gözlerim kapalı onu dinleyeyim. Benim için değerli ve birçok konuda ufkumu açan, değiştiren, geliştiren bir yazar daha olmuştur. Bu değerli yazarımızda Zülfü Livaneli'dir. İkisini aynı platforma koymanın nedeni hem benim için ikisinin özel bir yeri olması hem de Hümanist deyince benim aklıma Elif Şafak ve Zülfü Livaneli'nin gelmesidir. Bilmiyorum hiç dikkatinizi çekti mi? Elif Şafak ya da Zülfü Livaneli herhangi bir konuda fikirlerini beyan ederlerken izlediniz mi? Ya da yazılarını okuma fırsatınız oldu mu? Her iki yazar da konuştukları ve yazdıkları zaman, kendilerini ifade özgürlükleri, karşı tarafın sınırlarına girmeden, incitmeden ve saygı göstererek belirtmişlerdir. Benim için bana çok ters gelen bir şeyi ikisinden biri bana güzelce anlatsın, inanın ilk başta kafamda soru işareti yanar, sonra düşünme pınarlarım devreye girer ve daha sonra bunları süzgeçten geçiririm ve onların haklı olduğu kanısına varırım. Bilmiyorum sizi gerçekten bu kadar etkileyen, geliştiren ve değiştiren yazarlarınız oldu mu? Benim oldu. Aslında onlara ne kadar teşekkür etsem azdır. Kitaplarında yapmış oldukları insan tahlilleri, köşe yazılarında yazmış oldukları güncel sorunlar bunlar aslında benim düşünce dünyamı sürekli geliştiren ve besleyen ırmaklar gibi.. Her iki yazarda da gördüğüm diğer bir güzel özellik ise yüzlerindeki pozitif enerjiyi yansıtmanın yanı sıra mütavizi tavırlarıyla insanları etkilemeleridir. Yazar genelde egoları olan insanlardır. Ama ben iki yazarda da bunu görmedim. Egolarını çöpe atmışlar. lar Sadece okumakla beslenerek, yazmakla kitlelere seslenerek düşüncelerini dile getirmişlerdir. En sevdiğim özellikleri ise, hiçkimseyi ötekileştirmemeleri. Bu aslında Türkiye'de çok büyük bir sorun. Herkesi ötekileştiriyoruz. İstiyoruz ki o da bizim gibi olsun. Bizim gibi düşünsün. Aslında sadece imkansızı istiyoruz. Hepimiz farklı renklerden oluşuyoruz. Birbirimizi farklılıklarımızla sevsek aslında ortaya çok güzel bir gökkuşağı çıkacak. Karşımızdakini tanımayı denesek ve en önemlisi karşımızdakini dinlemeyi başarabilsek, aslında bütün sorunlar çözülebilecek. Çünkü artık insanlar birbirini dinlemiyor. Sadece ön yargıyla yaklaşıp bir çırpıda karşısındakini silebiliyor. Bu iki yazarı sevmenin nedeni ise, kimseyi ötekileştirmemeleri ve her kesime hitap etmeleri, kitlelere ulaşabilmeleri, bunun yolu da sanırım Hümanist olmaktan geçiyor. Hümanist düşünen herkese buradan selam olsun:)

10 Eylül 2010 Cuma

Letters To Juliet

Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biri. Bu nedenle bu filmi hemen bloguma yazmaya karar verdim. Filmin baş kahramanı New york'ta yaşayan bir yazardır. kendisi aynı zamanda nişanlıdır. Sophie, nişanlısıyla evlenmeden önce ön balayı yapmak için Verona'ya gitmeye karar verir. Verona herkesin bildiği gibi, Romeo ile Juliet'nin kentidir. Aşkın kentidir. Verona'ya geldiklerinde Sophie ve nişanlısı birlikte zaman geçirmeye fırsat bulamazlar. Bunun nedeni, nişanlısının New york'ta bir İtalyan Restaurantı açacak olması ve bu nedenle sürekli İtalya'nın birçok şehrini gezerek, açacağı yer için hazırlıklar yapmasıdır.

Sophie bir gün Verona sokaklarında dolanırken, Juliet'nin evinin önünden geçer. Kalbi kırık, çaresiz, hasta ve bunun gibi birçok sorunu olan kadınlar, Juliet'e mektup yazar ve Juliet'in sekreterleri yazılan bu mektuplara cevap yazarlar. Sophie bundan çok etkilenir ve mektupları toplamalarına yardım ederken birden bir taş düşer ve onun arkasından tam 50 yıl önce yazılmış bir mektubu bulur. Sophie bu mektuba cevap vermeye karar verir. Mektup sahibine ulaşır ve Verona'ya gelir. Hikaye asıl bundan sonra başlamaktadır. Ben izlerken çok keyif aldım. Aşk her yerde, her yaşta aşk. İyi seyirler.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Kitap Toplantısı:)

Ben ve çevremdeki yakın arkadaşlarım kitap okumayı çok sevdiğimizden, "Kitap ve Sanat Sevdalıları" adı altında bir grup kurduk. Şubat Ayından bu yana her ay bir kitap okuduk. Sonra kitapları tartışmak üzere bir araya geldik. Her buluşmada gruptaki kişiler, kitap ile olan duygularını ve düşüncelerini anlattı. Kendini hangi karaktere daha yakın hissediyorsa onu belirtti. En son buluşmamızı Nisan ayında yaptık. Nisan ayından sonra sınavlar, iş, koşuşturma derken Kepengleri indirdik ve yaz sezonu için iki kitap önerdik ve yazın onları okuduk. Eylül buluşmamızda yani dün akşam Tarçın Kokulu Kız ve birazda Muz Seslerini konuştuk. Tarçın Kokulu Kız'ı okurken, Gabriela ile ilgili fikirlerimi değiştirdim. Çünkü Arkadaşlarım benim bakmadığım bir pencerecen kızı tahlil ettiler ve bende onlara hak verdim. Ama yine de Malvina karakteri benim için çok özel:)) Dün akşam bir değişiklik yaptık ve Yeşim arkadaşımızın evinde toplandık. Genelde dışarda görüşmelerimiz yapardık. Bu sefer bir değişiklik oldu ve Yeşim arkadaşımız bizi evinde agırlamak istedi. Biz beş bayan tadına doyulmaz bir gece geçirdik. Bol sohbetli, bol yemekli ve bol kahkalı bir gece oldu:)) Bir dahaki görüşmemiz Ekimde olacak buluşmamızda "Yokyer" adlı kitabı okuyacağız:)