25 Aralık 2010 Cumartesi

2010 yılına veda ederken



Aralığın şu son günlerinde 2010 yılına veda ederken içim hem kıpır kıpır hem de biraz hüzünlü. Yeni yıl herkes için arınmadır. Eski yılda yaşananlar kapı dışarı edilir, yeni yıla yeniden doğmuş gibi başlanır. Birde hep şu söylenir, Yeni yıla nasıl girerseniz bir yıl boyunca öyle devam edermiş:) 2010 yılına evde televizyon karşısında pinekleyerek girmiştim:) Çünkü Yılbaşı sabahı Latince dersinden çıkmıştık ve benim kolumu kıpırdatacak halim kalmamıştı. Ailem eller havada bir şekilde iş arkadaşlarıyla dışarda kutlarken, ben polar battaniyemle odamda televizyon karşısında huzurlu ve mutlu mesut adım attım yeni yıla ve gerçekten tüm yıl boyunca sakin, rahat, mutlu ve mesuttum ve tabi bol bol dinlendim:)) 2010 yılı  bana çok iyi gelen bir sene oldu. 2008 yılından 2010 yılına kadar olan 2 yıl hayatımın kötü dönemlerine sahne olmuştu. Kaydettiklerim, yaşadığım kötü olaylar fakat   2010  yılına adım attığım ilk aydan itibaren bana o kadar iyi geldi ki büyün yılın güzel geçeceğini anlamıştım. İşlerim çok rast gitti. Eski neşem yerine geldi. Mervooş'lu günleri özleyen meğer ne kadar çok arkadaşım, dostum varmış:) Yaz aylarım inanılmaz dingin, kuş sesleri arasında, kızgın çakıl taşlarından Akdeniz'in soğuk sularına koşarak geçti. Tabi bol bol kitap okuyarak. Bu yıl önceki yıllarda kaybettiğim performansıma kavuştum ve okumadığım bir sürü kitabımı sildim süpürdüm:)) 2011 yılı umarım herkese ilk başta sağlık, huzur, mutluluk, para, aşk getirir. Ben yeni yıldan bunun dışında sevdiklerimle, dostlarımla, arkadaşlarımla hep birlikte olacağım, sürekli kahkaha seslerinin oldugu ortamlarda bulunacağım ve kitaplarla haşır neşir olduğum, sıcacık battaniyemin altına girip bol bol film izlediğim ve bol bol gezeceğim bir yıl olmasını diliyorum:) Yeni yıl hepimiz için çok chokella olur :))

19 Aralık 2010 Pazar

Etnik Dillerde Livaneli Şarkıları- ZÜLEYHA



Bu aralar ne zaman boş bir vakit bulsam, kulaklıkları takıp tek bir albüm dinliyorum. Züleyha'nın  etnik dillerde Livaneli şarkılarını söylediği albümü.  Gözlerimi kapatıp albümü dinliyorum. Müziklerin  akışı ile Züleyha'nın duru ve güçlü sesi birbirine o kadar uyum içinde akıyor ki, nehir akışı gibi bir çırpıda albüm bitiyor. Ben her seferinde bitmesin istiyorum. Albüm Anadolu'nun etnik dillerinde söylenmiş şarkılardan oluşuyor. Ermenice, Zazaca, Lazca, Hemşince, Kürtçe bunlardan sadece birkaçı. Nefesim nefesime şarkısının Ermenicesini o kadar güzel söylemiş ki Ermenice bilmeme rağmen müziğin güzelliğinden, Züleyha'nın duygulu buğulu sesi sayesinde her dinlediğimde gözlerim doluyor. Beni geçmişe götürüyor. Züleyha benim çok yakın dostumun yakın arkadaşı oluyor. Dostum sayesinde Züleyha'yı tanıyorum. Züleyha üç yıl Zülfü Livaneli'nin asistanlığını yaptıktan sonra Livaneli'nin desteğiyle bu albümü yaptı. Zülfü Livaneli albümde sanat yönetmenliğini üstlendi ve Müziklerin güzelliği karşısında üstadı ne kadar tebrik etsek sanırım azdır. Züleyha'nın  Bu albüm sürecinde yaşadığı  sıkıntılar sonunda son buldu ve şu an her yerde onun sesi dinleniyor. Yaşı çok genç olmasına rağmen, temiz yüreği, güçlü sesi ve iyi niyeti ile son zamanlara damgasına vuracağını gönülden inanıyorum.  Yolun açık olsun Züleyha'cığım.


Son zamanlarda okumaya çalıştıklarım:)

Merhabalar, bu aralar kötü bir blog yazarıyım bunun farkındayım, ama bu sene tez aşamasındayım ve şu son dört aydan beri hayatım kütüphane ve ev ekseninde dönüp duruyor. Bundan şikayetçi değilim tabiki, ama yazın oldugu gibi ya da geçen sene ki gibi kitaplarla fazla haşır neşir olamıyorum. Ama okumasamda kütüphanem günden güne yeni gelen kitaplarla dolup taşmakta:) Benim aldıklarımının yanı sıra bana hediye edilenleri de eklersek, kütüphanemde tam bir  şenlik havası var:) Bende bu okumama tavrına bir son vermek istedim ve her zamanki gibi üç kitabı bir arada okumaya başladım. Hem de bu kadar yoğunlugun içinde, Nobel ödüllü yazar Llosa'nın Cennet başka yerde adlı kitabını, Ilya Ehrenburg'un Paris Düşerken'i ve son olarak bugün aldıgım Orhan Pamuk'un Kara Kitabı'nı okuyorum. Sırada Marc Levy'nin Neredesin isimli kitabı, Salman Ruşhdie'nin Geceyarısı çocukları, Virginia Woolf'un öyküleri ve Tom Robbins'in  Parfümün Dansı,   beni bekliyor. Bunun dışında kütüphaneme yeri giriş yapan diğer kitaplar bekliyor. Kitap tozlarına karşı alerjim olsa da hapşırık krizlerim tutsa ve başım sersem gibi olsa da kitap kokusu olmayan bir dünya düşünemiyorum:)

4 Aralık 2010 Cumartesi

Aşk üzerine bir Mim.



Takip ettiğim bloglardan biri de Kitap Kurdu, bu aralar ne okumuş diye girip baktığımda  kendisinin de başka bir blogtan aldığı Aşk ile ilgili düşüncelerini yazdığını gördüm. Mim'in konusu aşk, bunun üzerine  Bende Mimlendim:) Vee buraya Aşk ile ilgili duygu ve düşüncelerimi yazmak istedim:)

Antik Dönemden beri günümüze kadar Aşk ile ilgili birçok şiir yazılmış, şarkılar yapılmış, kitaplar yazılmıştır. İnsan aşık olduğunda, dünyaya başka bir açıdan bakabiliyor. Tek kişilik atan bir kalp  iki kişi yerine alınan hava misalidir aşk... Aşk'ın o kadar yüzü varki, bu kişiden kişiye değişebiliyor. Bazen Aşk tutkunun kardeşi, Acının ikizi de olsa , Seven kişi o tutku ateşinde yanıp acı çekmeye razı oluyor. Aşık olduğunuzda dünya ne kadar kötü olsa bile, yüzünüzü gülümsetecek diğer yarınızı düşündüğünüzde hayat çekilecek bir hal alabiliyor. Trafik yoğun, işler yoğun, canınız sıkkın  olsa bile telefonda sevdiğinizin sesini duymak bile her şeyi unutturabiliyor. Aşk  insanı güzelleştiriyor, içinizden hep şarkı söylemek geçiyor. Bazen avaz avaz aşık olduğunuzu herkese ilan etmek bile isteyebiliyorsunuz. Aşk kişiden kişiye değişse bile iki kişinin birbirinden vazgeçip tek bir kişi olmalarıdır.