Merhabalar, haftaya caz festivali başlıyor ve ben kazıya gidiyorum. Zaten ne zaman kazı sezonu yaklaşsa İstanbul etkinlikten geçilmez, geçen sene 7 yıl kazı sezonunun ardından ilk defa yazın tatil yapmak istedim. İstanbul'da etkinlik yoktu :(( Şimdi ben kazıya gidiyorum, haksızlık bu olsa gerek:( Ben sadece Cuma günü olacak olan Tüneldeki festivale katılabileceğim. Umarım güzel geçer. Caz severlere duyurulur. Ayrıntılı Bilgi için:
http://www.iksv.org/tr
Bunun yanı sıra sokakta yapılan caz festivali var ki ben ona katılacağım. Galata Meydanı'nda, Kadıköy Meydanı'nda, Ortaköy Meydanı'nda olacak. Ama onların programını sadece facebook'ta bulabildim. Siz faceten takip edin.
Sevgiler
Bellanomisma
26 Haziran 2011 Pazar
24 Haziran 2011 Cuma
Güzel geçen bir Çalıştay'ın ardından
Merhabalar, geçen yazımda Dalyan'a sunum için gideceğimi yazmıştım. Dalyan doğasıyla, ortamıyla, balıklarıyla beni çok etkiledi. Dalyan Seyahatimiz biraz uykusuz ve yoğun geçti. Sabah uçağımızın 06.45 gibi bir saatte olması, gece demek istiyorum 04.30'ta kalkmamıza ve erkenden yollara düşmemize neden oldu. Uçak yolculuğumuzdan sonra otele eşyaları bırakıp doğruca Çalıştay'ın oldugu Kaunos Kazı evine gittik. Bir arkeolog olarak şunu söylebilirim ki gördüğüm en güzel kazı evi. Manzarası müthiş, bütün Dalyan ayaklarınızın altında. Sunumlar'a gelince güzel ama çok yoğun geçti. Nümizmatik alanında çalışan Hocaların, öğrencilerin sunumlarını üç gün boyunca dinledik. Kazı başkanı Prof. Cengiz Işık başkanlığında Kaunos Antik kentini gezdik. Cengiz Hoca'yla kenti gezmenin ayrı bir güzelliği vardı.
Kaunos Kazı evine her gün nehir yoluyla ulaşımın sağlanması da sabahları ve akşamları nehrin tadına varmamız için muhteşem bir fırsat oldu. Son gün sunumlardan sonra Kaunos ekibi, bizleri Köyceğiz gölüne tekne ile götürdü. Dalyan'a gidecek olursanız, mutlaka nehir yoluyla Köyceğiz'e gidin, balık yiyin özellikle mavi yengeç, O'nun dışında Kaunos Kazı evini de mutlaka ziyaret edin. Çalıştay'a biz üç kişi olarak katıldık ve üçümüzün de sunumu güzel geçti. Bizim için çok zevkli geçti ve açıkcası Dalyan'dan ayrılmak istemedik. Benden haberler şimdilik bu kadar. Bir hafta sonra kazıya gidiyorum, şimdiden stres girmeye başladım:)) Sevgiler
Bellanomisma
28 Mayıs 2011 Cumartesi
Dalyan yolları gözüktü:)
Merhabalar, Haziran ayının ortaları gibi Dalyan'a gidiyorum. Dalyan'da bu yıl düzenlenecek olan Nümizmatik Çalıştay'ına bende katılacağım:) Bildirimin kabul edildiği andan itibaren beri çok sevinçliyim. İlk kez bir toplulukta bir şey sunacağım. Üniversitedeyken bölüm içi seminerlerimiz olurdu ama bu biraz daha farklı olacak benim için. Doktora konusunu askıya aldığım ve belki yapmama kararı aldığım şu son aylarda, bu sunum belki yeniden kararlarımın değişmesine neden olabilir:) Üç gün kalacağım bu Dalyan seyahatinde bol bol çupra yemeği, nehir kenarında kitap alıp okumayı ve kafayı dinlemeyi düşünüyorum:) Dalyan dönüşü sıkı bir hazırlıktan sonra Bandırma yolları gözüküyor bana:) Kazı'da geçecek 2,5 ay:) Allah butun arkeologlara yardım etsin diyorum. Sevgiler
Bellanomisma:)
28 Nisan 2011 Perşembe
Sonundaaa:)
Merhabalar, uzun zamandır yazamıyorum, çünkü; blogların kapanma madurlarından biri olarak sürekli blogumun açılıp açılmadığına bakmaktan yorulmuştum. Bugün yeniden denedim ve açıldığını görünce çok mutlu oldum. Blog arkadaşlarımı özledim. Onların yazılarını okumayı özledim. :))
Beni sorarsanız yoğunluğum had safhada, tez denen başımın püsküllü belasıyla uğraşmaktayım. Lisansı bitirdiğim zaman, yüksek lisans yapmanın bana çok şey katacağını düşünüyordum. Üniversiteye girerken hayallerimin suya düşmesi gibi yüksekte de bunun benzerini yaşadım. O yüzden doktora defterini açmadan kapadım. Bu konuda hocam benim gibi düşünmeyip bana sürekli bu konuda ısrar etse de ben sanırım kararımı verdim. İlerde bu konuda pişman olur muyum onu şimdilik bilemiyorum. Bildiğim tek şey sakin, huzurlu, mutlu bir yaşam sürebilmek, kaliteli bir yaşama sahip olabilmek.... ister bir cafem olsun, ister bir kitapçı dükkanım, ister küçük ama beni mutlu edecek bir işim olsun. Yeterki ben mutlu olayım bütün mesele bu:) Kitaplarım başucumda müziğim kulağımın yakınında olsun ve sevdiğim dostlarım, arkadaşlarım hep etrafımda olsun. :) Muftakta nefis yemekler yaptıgım, canımın istediği zaman istediğim yerde olabildiğim bir dünya, küçük, mütevazi ve beni yansıtan şirin bir dünya:) Bu aralar kitap okuyamıyorum. Okuduğum tek şey tezimle ilgili kitaplar, makaleler ve tezler:((
Herkese tekrardan merhaba:)
29 Ocak 2011 Cumartesi
Ye Dua Et Evlen- Elizabeth Gilbert
Bu kitabı bundan tam 3 ay önce aldım ve okumaya başladım, kitabı okumaya başladığımda sürekliyici anlatımı karşısında elimden bırakamadım. Kitabın ortalarına geldiğimde yoğunluktan dolayı kenara bıraktım, sonra başka kitaplara başladım ve bu kitaba devam etmeyi unuttum. Çünkü asla bir kitaba bağlı kalamam. Birkaç kitabı birarada okumak en büyük özelliğim. Arkadaşlarım kafan karışmıyor ya da konuları birbirine karıştırmıyorsun diye sorduklarında, tarihi bir roman okuduğumda, biyografi kitabında mola veriyorum, onu okurken yorulduğumda ya da sıkıldığımda roman'da dinleniyorum diye cevap verdiğim çok olmuştur. Yazarın bu serideki ilk kitabı olan Ye Dua et Sev'i okurken çok eğlenmiş ve birçok yeni şey öğrenmiştim. Kitabında bulduğum heyecanı ne yazık ki filminde bulamadım. Bazıları filmi çok saçma buldular. Ama film kötü diye bence kitabı harcamamak lazım. Çünkü kitabı okuyan herkes aslında kendi filmini kendi çeker. Bu kitabı okurken de çok eğlendim ve aynı zamanda kafamı kurcalayan beni düşündüren ve sorgulamama neden olan konularla da karşılaştım.
Kitabın baş kahramanları Yazarın kendisi ile ilk kitaptan hatırladığımız Bali'de tanıştığı Felipe'dir. Felipe karakterini çok beğendim sanırım bunda Javier Bardem'in katkıları fazla olsa gerek. İki aşık bu kitapta evlilik sorunsalıyla karşı karşıyalar. Sürekli sevgilisi Elizabeth'i görmeye giden Felipe, Amerikan Hükümeti tarafından sınır dışı edilmesiyle başlayan olaylar zinciri, onların evlilikle burun buruna gelmelerine neden olur. Çünkü Evlenince en azından resmi olarak sorunlar çözülse de özel hayatlarında büyük bir problem olarak karşılarına çıkmaktadır. İkisininde ikinci evlilikleri olacak olan bu birliktelik kafaların da soru işaretleri olmasına neden olur. Elizabeth, sürekli evlilik kavramını, evlilik tarihini ve kurumunu ile ilgili kitaplar okur. Bunu kitapta okuyucu ile de paylaşır. Kitapta vurguladığı konulardan biri geç yaşta evlenen ve kariyer peşinde olan bayanların diğerlierne göre daha seçici olduğunu söylemesidir. Bu konuda yazara katılmamak ne mümkün. 20'li yaşlarda evliliğe sıcak bakanlar, 30'lu yaşlara merdiven dayadıklarında kafalarındaki evlilik profili çok farklı hale geliyormuş:)) İnsan gerçekten daha seçici oluyor ve özgürlüğünün elinden alınacağı hissine kapılıyor ve bir erkeğin egemenliğine girmenin ağır bir yük olduğunu düşünüyor. Kitapta sürekli seyahat ederek bir arada kalmayı amaçlayan çift gittikleri yerlerdeki evli çiftleri de gözlemektedirler. Elizabeth evlilikten korkmakta ve ilk evliliğinde yaşadığı hayal kırıklığını bu evliliğinde yaşamak istememektedir. Aralarındaki sihrin bozulmasından ve doğru adamın Felipe olup olmadığını sorgulamaktadır. Kitapta en çok evlilik tarihi adlı bölümü çok sevdim ve etkilendim. Evliliğin geçirmiş olduğu evrimi ve geçmiş toplumların yaşadıkları sorunlar, ırksal ve dinsel ayrımlar yüzünden evlenemeyen çiftler ve feminizm akımı etrafında gelişen evliliklerin anlatıldığı bölümden çok zevk aldım. Evlilik sanırım bu dönemde her bayanın ve her erkeğin kabusu olsa gerek. Doğru insanı bulmak, o insanı tanımaya çalışmak ve bir hayatı tanımaya çalıştığınız bir kişiyle geçirmeye çalışmak sanırım insanları evlilikten uzaklaştıran başlıca nedenlerden yalnızca birkaçı... Artık günümüzde kadınların da ekonomik özgürlüğü ve kariyer hayalleri sayesinde evlilik ufukta gözükmeyen bir gemidir. Eski evlilikler kalmadı, eski aşklar kalmadı, insanlara güven kalmadı, sadakat kalmadı. Öyle bir çağda yaşıyorki insanın kime güveneceği bile zor. Sanırım bu güven kaybı yüzünden de insanlar evlilikten kaçıyor ve korkuyor. Kitabı okuyunca evlilikle ilgili korkularım daha da arttı, ama buna rağmen kitap pesimist konuları içermiyor ama yazar feminist olunca sizde onun yazdıklarından ister istemez etkileniyorsunuz. Kitabı okuduğumda kıskandığım tek şey bende Elizabeth Gilbert gibi bavulum kapının yanında olsa ve sürekli seyahat edip yeni yerler görsem:)) Hem eğlenmek hem de evlilikle ilgili daha çok şey öğrenmek istiyorsanız mutlaka okuyun:) İyi okumalar
17 Ocak 2011 Pazartesi
Kara Kitap- Orhan Pamuk
Bu aralar hiçbir şeye vakit bulamıyorum. Kütüphaneye git, kitapları makaleleri bul, onların fotolarını çek, sonra eve gel düzenle, çalış, düşün ve bunun gibi birçok şey:) Allahtan kitapları seviyorum ve ne yazıkki mesleğimi de seviyorum. Eğer bu mesleği gerçekten sevmiyorsunuz sanırım her şey size eziyet gibi gelecektir. Toprağın kokusu ciğerlerinize bir kere işledikten sonra Arkeoloji sizde bağımlılık yapmıştır demektir. Bütün zorluklarına, insanlarla uğraşmak ve bunun gibi her şeye rağmen Arkeolojiyle Hayat güzel:) Gelelim kitap okuma konusuna, eskiden sıkı bir okuyucuydum, ama bu aralar yemek yemeyi bile unuttuğum oluyor ve iki ayda bir hayli kilo verdim. Görenler nasıl bir rejim uyguladığımı sorduklarında onlara tez yazmalarını öneriyorum:) Kara Kitap neredeyse 1 aydır okuyupta bitiremediğim bir kitaptı ama dün gecenin geç saatlerinde bitti.
Orhan Pamuk'un okuduğum bu üçüncü kitabı. Benim Adım Kırmızı kadar güzel olmasa da yine de güzel bir kitap. İnsanın kendini ve hayatını sorgulamasına neden oluyor. Hoş ben bu yoğunlukta kendimi ne kadar sorguluyorsam:)) Kitabın baş kahramanı Galip'in, karısı Rüya'nın bir anda ortadan kaybolması üzerine olayları incelerken kendini sorgulamasına tanıklık ediyoruz. Karısı Rüya aynı zamanda amcasının kızıdır. Galip, Rüyayla yaşadığı günlere okuyucu götürerek kendi hayatının değerlendirmesini yapmaktadır. Onun dışında Gazeteci olan diğer amcasının oğlu Celal'e olan hayranlığının kendi olmaktan vazgeçtiğini görmektedir. Yazar Benim adım kırmızı'da sürekli üzerinde durduğu üslup olayına burada Celal ve Galip üzerinden anlatmaktadır. Bu konuda Orhan Pamuk'a hak vermiyor değilim. Şöyle düşünelim sevdiğimiz yazarları aklımıza getirelim, sürekli onların kitaplarını okumuş ve artık onların yazma üsluplarını bildiğimizi varsayalım ve ilerde deneme ya da roman yazdığınızı düşün, acaba o yazarlardan etkilenerek mi olay kurgusunu kurarız. Belki bunu istemesek te farkında olmadan yaparız. Kitapta da Celal'de Rüyayla birlikte bir anda ortadan kaybolunca, çalışmış olduğu gazeteden sürekli Celal'in yazı yazmasını beklemektedirler ve bu işi Galip devralır. Celal'in bütün yazılarını neredeyse ezberleyecek kadar okur ve aynı onun tarzında yazıları yazmaya başlar ve kimse onun Celal olmadığını anlamaz. İşte insan o zaman düşünüyor üslup diye bir şey yok. Aslında sevdiğimiz yazarları okuduktan sonra bizim akıl süzgecimizden arta kalan tortular aslında onlarla harmanlanan uslubumuzu oluşturuyor. O zaman nerede kaldı özgünlük, bu kitabı okuyunca insan bunları düşünüyor. Allahtan tez yazarken edebiyattan uzaklaşıyorum:)) Bilimsel dunyayı bazen bu yönden sevmiyor değilim:) Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Orhan Pamuğu da daha yakından tanıma fırsatına sahip oluyoruz.
İyi okumalar
Sevgiler
Bellanomisma
9 Ocak 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


