20 Aralık 2011 Salı
Yeni kitaplarrrr
Geçtiğimiz aydan itibaren, kitaplığım kitaplarla şenlendi. Doğum günümde hediye verilenler, benim kendi aldıklarım ve bugün idefix'ten gelen siparişlerimle birlikte kitaplarımın sayısı fazlalaştı. Eksilmesin artsın diyorum.:)
4 Aralık 2011 Pazar
Zülfü Livaneli- Serenad
Merhabalar, bu aralar blogumu çok boşladım. Anlatacağım bu kitabı geçen ay okudum. Üç gün içinde bitirmiştim. Halen tadı damağımda desem yeridir. Aslında bu aralar çok kitap okudum ama bir türlü buralara girip yazamıyorum. Yoğunluktan ve yoğun olmadıgım zamanlarda ise dinlenmekten:) sanırım biraz yazma konusunda üşengeçlik yaşamaktayım:)
Kitabın konusu aslında 1940'lı yıllar ile 2000'li yıllar arasında gidip gelmektedir. Roman'ın baş kahramanı olan Maya kitabın başında kendisini Müslüman, Hristiyan ve Yahudi olarak tanımlamaktadır. Bu cümleden direk yazarın hümanist bakış açısını hissetmek mümkün. Kitabın konusu aslında hüzün desek daha doğru olurdu. Bazı yerlerde gözlerim doldu, bazen kitabı kapattım kenara koydum ama sonra tıpış tıpış gidip, şimdi bakalım ne olacak diye okumaya devam ettim. Kitap aslında Maya'dan daha çok Roman'ın diğer kahramı olan 80 küsür yaşında olan Alman Prof. Maximilian Wagner'ın hüzünlü hikayesini anlatıyor. Maya, bu hikayeyi dinleyerek eşlik ediyor ve bu Prof. Wagner yüzünden, dış çevreden hiç hak etmediği iftiralara ve haksızlıklara uğruyor. Kitabın en acıklı yeri ise Wagner'ın karısına bestelediği Serenad adlı eserini Şile'de deniz kenarında soğuk havaya rağmen Ona ithaf ederek çalmasıydı. Wagner'ın böyle bir şey yapmasının nedeni ise, karısının bu sularda ölmesi, Wagner'ın bunu ve karısının yokluğunu unutamaması ve yıllar sonra karısını kaybettiği yere gelerek Onun anısına bu besteyi çalmasıdır. Yahudi olan karısı Nadia'nın II. Dünya Savaşı Dönemi'nde Sturma faciasında ölmüştür. Struma faciasının da ardında kalanları, bilinmeyeleri gün yüzüne çıkaran Livaneli, bu konuda da yakın geçmişimizi ögrenmemizi, ya da unutmak istediklerimizi hatırlamamıza yardımcı oluyor. Kitabın dili, diğer Livaneli kitaplarında olduğu gibi sade ve duru bir anlatıma sahip, Hikaye ile bütünlük sağlayan dil ve anlatım, kitabın hemen bitmesine neden oluyor:) Eleştirebileceğim tek şey ise yazarın fazla detaycı olmasıdır. Kitapta birçok şeyi Onun sayesinde öğreniyorsunuz ama, bazen okurken tarih dersi gibi oldu demekten kendimi alamadığım yerler çok oldu:) Herkese iyi okumalar
24 Ekim 2011 Pazartesi
Kirpinin Zarafeti/Muriel Barbery
Kirpinin Zarafeti adlı kitabı neredeyse iki yıldan beri duyuyorum. Birçok blogta rastladığım bu kitabla ilgili olarak okuyan herkesin, olumlu yorumları olduğunu gördüm. Konusunu okuduğumda ise bir hayli ilginç geldi. En sonunda kazıdan döndüğümde yaptığım kitap alışverişinde bu kitaba da yer verdim. Bu kitabı geçtiğimiz eylül ayında okudum. Fakat yogunluktan dolayı henüz şimdi yazabiliyorum. Kitabı bitirir bitirmez hemen filmini de izledim ve filmi de bir hayli güzel ve kitapla parelel giden bir yapım olduğunu söyleyebilirim.
Kitab, Paris'in Grenelle sokağında lüks bir apartman dairesinde geçmektedir. Apartmanın kapıcısı Reneé Michel, hayatını kitap okumaya adamış, japon filmlerine hayran, kedisiyle yaşayan 50 yaşlarında dul bir kadındır. Apartmanın 7 numarasında yaşayan ailenin en küçük üyesi olan Paloma ise 13. yaşgününde kendini öldürmeyi planlamaktadır. Çünkü Paloma herkesin sonunun kavanozdaki kırmızı bir balık gibi olacağını düşünmektedir. Bilgili ve kültürlü bir kız olan Paloma, şimdiye kadar her şeyi yaşadığını ve 12 yaşındaki bir kıza göre çok şey bildiğini ve bu nedenle yaşamaktan vazgeçtiğini dile getirmektedir. Kitaptaki olaylar apartmana Bay Ozu'nun gelmesiyle değişir ve hızlanır. Bay Ozu, apartmandaki diğer insanlara benzememekte, sade bir yaşam süren bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Olaylar aslında, Ozu'nun, Reneé'nin değişik bir kapıcı olduğunu fark etmesiyle başlar. Dışardan bakıldığında sadece kapıcı gibi görünen Reneé'nin ardında sakladığı, herkesten gizlediği bir gizemi, bir yaşamı olduğunu düşünür ve Renee ile diyolog kurmaya başlar. Paloma'da,, Ozu'nun gelmesiyle kendini öldürme fikrinden vazgeçmeye başlar ve Renee ile O da yakın bir diyalog kurmaya başlar. Paloma, Reneé için " Kirpinin zarafeti var: Dışardan dikenlerle zırhlı, tam bir kale, ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar" bu betimlemeyi yapar. Zaman içinde Reneé, Bay Ozu ve Paloma çok yakın dost olurlar. Kitabla ilgili aktaracaklarım bundan ibaret.
Kitabı bitirdikten sonra içimi biraz hüzün kaplarken, bir an olsun elimdeki kitabın hiç bitmemesini istedim. Kitaplarımı genellikle büyük bir titizlikle okurum ve genelde kimselere vermeye kıyamam. Ama bu kitabı okurken dayanamayıp, birçok yeri işaretledim. Aslında kitaptan alınacak birçok ders var. Dış görünüşüne ya da bulunduğu mevkiye göre değerlendirme yaptığımız insanların aslında çok farklı olabileceklerini, gözümüzde çok büyüttüğümüz insanların ise aslında boş, yavan ve gereksiz bir hayat sürdüklerini görmemizi belki de bu kitap sağlıyor. Olaylara ve herkese karşı hümanist bir açıdan baktığım ve yaklaştığım için bu kitabın konusunu, verdiği öğütleri çok sevdim.
Filmi de bir hayli güzeldi. Neredeyse kitabla parelel gitmekte olduğunu gördüm. Karakter analizleri ve oyuncu seçimi gerçekten çok başarılı olmuş. Filmi izlemenizi de ayrıca tavsiye ediyorum. Türkçeye " Yaşamaya Değer " olarak çevrilmiştir.
Kitab, Paris'in Grenelle sokağında lüks bir apartman dairesinde geçmektedir. Apartmanın kapıcısı Reneé Michel, hayatını kitap okumaya adamış, japon filmlerine hayran, kedisiyle yaşayan 50 yaşlarında dul bir kadındır. Apartmanın 7 numarasında yaşayan ailenin en küçük üyesi olan Paloma ise 13. yaşgününde kendini öldürmeyi planlamaktadır. Çünkü Paloma herkesin sonunun kavanozdaki kırmızı bir balık gibi olacağını düşünmektedir. Bilgili ve kültürlü bir kız olan Paloma, şimdiye kadar her şeyi yaşadığını ve 12 yaşındaki bir kıza göre çok şey bildiğini ve bu nedenle yaşamaktan vazgeçtiğini dile getirmektedir. Kitaptaki olaylar apartmana Bay Ozu'nun gelmesiyle değişir ve hızlanır. Bay Ozu, apartmandaki diğer insanlara benzememekte, sade bir yaşam süren bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Olaylar aslında, Ozu'nun, Reneé'nin değişik bir kapıcı olduğunu fark etmesiyle başlar. Dışardan bakıldığında sadece kapıcı gibi görünen Reneé'nin ardında sakladığı, herkesten gizlediği bir gizemi, bir yaşamı olduğunu düşünür ve Renee ile diyolog kurmaya başlar. Paloma'da,, Ozu'nun gelmesiyle kendini öldürme fikrinden vazgeçmeye başlar ve Renee ile O da yakın bir diyalog kurmaya başlar. Paloma, Reneé için " Kirpinin zarafeti var: Dışardan dikenlerle zırhlı, tam bir kale, ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar" bu betimlemeyi yapar. Zaman içinde Reneé, Bay Ozu ve Paloma çok yakın dost olurlar. Kitabla ilgili aktaracaklarım bundan ibaret.
Kitabı bitirdikten sonra içimi biraz hüzün kaplarken, bir an olsun elimdeki kitabın hiç bitmemesini istedim. Kitaplarımı genellikle büyük bir titizlikle okurum ve genelde kimselere vermeye kıyamam. Ama bu kitabı okurken dayanamayıp, birçok yeri işaretledim. Aslında kitaptan alınacak birçok ders var. Dış görünüşüne ya da bulunduğu mevkiye göre değerlendirme yaptığımız insanların aslında çok farklı olabileceklerini, gözümüzde çok büyüttüğümüz insanların ise aslında boş, yavan ve gereksiz bir hayat sürdüklerini görmemizi belki de bu kitap sağlıyor. Olaylara ve herkese karşı hümanist bir açıdan baktığım ve yaklaştığım için bu kitabın konusunu, verdiği öğütleri çok sevdim.
Filmi de bir hayli güzeldi. Neredeyse kitabla parelel gitmekte olduğunu gördüm. Karakter analizleri ve oyuncu seçimi gerçekten çok başarılı olmuş. Filmi izlemenizi de ayrıca tavsiye ediyorum. Türkçeye " Yaşamaya Değer " olarak çevrilmiştir.
19 Ekim 2011 Çarşamba
Midnight in Paris
Sevgili Arkadaşım Sezen geçenlerde kitap klubu üyelerine bu filmle ilgili bir mail attı. Bu ay kitap klubu olarak Amerikan Edebiyatından Scott Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby adlı romanını okuyoruz. Hatta okuduk, sadece geriye biraraya gelip toplanmamız kaldı. Bu ayın sahibi Selmin Abla, bize önerdiği 4 romancıdan biri de Fitzgerald idi. Sezen'in tavsiyesine uyarak filmi izledim ve resmen aşık oldum. İnanılmaz güzel bir filmdi. Yönetmen koltuğunda Woody Allen oturur ve film Paris'te çekilirse zaten o filmin kötü olma olasılığı sanırım % 1' dir:) Film ilk sahneden sizi kendisine çekiyor. Paris'in o muhteşem mimarisi karşısında kendinizden bir kere daha geçiyorsunuz. Film aslında 2010 yılı dolaylarında geçerken, gece yarısından sonra Paris sokaklarında değişik bir havaya bürünüyor ve zamanda yolculuk yapma imkanı doğuyor. Baş kahramanımız geceyarısında tesadüfen yolunu kaybettiği sırada 1930'lı yıllara yolculuk yapıyor. Orada kimlerle mi tanışıyor. Hemingway, Dali, Picasso, Zelda-Scott Fitzgerald ve daha bir sürü ünlü kişiyle tanışıyor ve arkadaşlık kuruyor. Filmin detaylarını anlatmak istemiyorum, çünkü o heyecanla sonunu yazmaktan korkuyorum. O nedenle en kısa zamanda izlemeniz dileğiyle. İyi Seyirler.
29 Eylül 2011 Perşembe
Yeni kitaplar- Okunacaklar:)
Bu aralar eve kapanıp harıl harıl ders çalışmaktayım. Bugün kendime güzellik yapıp, bağdat caddesindeki D&R gittim. Genellikle Alkım'a giderdim. Fakat kredi kartına 12 taksit yaptıgını öğrendikten sonra artık yolum D&R'dan yana:) Kitap klubümüzde yeni bir sisteme geçtik. Her ay bir ülkeden bir yazar seçip okumaya başladık. Her üye kendine bir ülke seçti ve Oranın edebiyatıyla ilgili bilgiler verdikten sonra, seçtiği kitabı bize önermeye başladı. Bu ay Amerika okuyoruz. Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby adlı romanını okuyoruz. Biraz hayal kırıklıgı yaşasamda kitapla ilgili sonunu okumadan pek fazla yorum yapmak istemiyorum. Aralık ayı benim ayım ve İngiliz edebiyatından bir yazarı seçmem gerekiyordu. Bende Virginia Woolf'u tercih etttim. Sağolsun arkadaşlar ses çıkarmadılar. Kitap olarak da şimdilik Deniz Feneri diye konuştuk. Ben şimdiden araştırmaya başladım. İlk önce İngiliz Edebiyatı Tarihini araştırmaya başladım. Daha sonra Virginia Woolf'un günlüklerini az da olsa okumaya başladım halen devam etmekteyim. Bugün birçok kitap evini dolaşsam da Mina Urgan'ın Virginia Woolf adlı incelemesini bulamadım. :(( Aralığa kadar bir şekilde temin edeceğim. Aldığım kitapların biri hariç diğerleri de İngiliz Edebiyatına ait. Bu sene de Fransız ve İngiliz Edebiyatı arasında gidip geliyorum. Ne olacak benim bu halim:)) Kitaplar bitince yorumları yazacağım. Aşağıdaki fotoda ise okuyacaklarım ve şu an okuduklarım yer alıyor. Herkese iyi akşamlar, iyi okumalar:)
19 Eylül 2011 Pazartesi
Gölge Hırsızı-Marc Levy
Marc Levy son zamanlarda en beğendiğim yazarların başında geliyor. Geçen yıl Birbirimize söyleyemediğimiz Onca Şey adlı kitabını okuduktan sonra yazarın dilinden çok etkilenmiştim. Şiir gibi cümleler, duyguların tarifsiz yorumu kitabı elimden bırakmama neden oldu. Yazarın okuduğum diğer kitapları arasında Keşke Gerçek Olsa ve Sizi tekrar görmek yer almaktadır. Levy'in yeni kitabı Gölge Hırsızı adlı kitabını kazıdayken nette en çok okunan listelelerinde rastladım. İstanbul'a döndükten kısa bir süre sonra D&R yolları bana gözüktü ve kitabı satın aldım. Bu pazar kitabı bitirdim. Aslında 1 gunde bile bitecek bir kitap, fakat ben aynı anda 2 ya da 3 kitap okudugumdan ve Tez'e yeniden başladıgımdan dolayı ancak 3 günde bitirebildim. Kitabı okuyan tanıdıklarımdan bazıları begenmediklerini söylemişti. Kitabı bitirirken keşke sonla alakalı biraz daha bilgi verseydi dediğim oldu ama açıkcası çok beğendim. Bu kitapta da diğer kitaplarında olduğu gibi doğaüstü olaylarla karşılaşılmaktadır.
Kitabın konusu, Annesi ile Babası ayrılmış bir çocuğun rastlantı sonucu insanların gölgelerini çaldığını ve insanların gölgeleriyle konuştugunu fark etmesiyle başlamaktadır. Bu olaydan ilk başta rahatsız olan baş karakter daha sonra insanlara bu şekilde anlamaya hatta birçok kişiye bu şekilde yararı dokunmaktadır. Bunun yanı sıra Sağır ve dilsiz bir kıza aşık olan baş karakterimiz, yıllar geçse de Onu aklından ruhundan çıkaramadıgını anlar. Yıllar sonra yolları bir şekilde kesişen aşıkları ne gibi süprizler beklediğini söyleyemeyeceğim:)) Ama kitapta arkadaşlığa, aileye ve aşka dair çok güzel duyguları içinde barındırmaktadır. İyi okumalar dilerim. :)
7 Eylül 2011 Çarşamba
Kazıdan Sonunda Döndüm:))
Herkese Merhabalar, zorucu bir kazı sezonunu daha kapatmış bulunmaktayım. Bu yıl 1temmuz 1 Eylül arası kazıdaydım. Arkeolojiyi çok sevsem de bu yıl biraz yaşlandığımı hissettim. Belli bir süreden sonra arazi üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Ama sonunda döndüm. Yazım sadece kazıda çalışmakla geçti. Yoğun geçen iş saatlerinden ve sadece haftada 1 gunluk izinden dolayı ne kitap okuyabildim ne de film izleyebildim. Bandırmada Elif şafağın İskender adlı romanını aldım ve okumaya başlasam da İstanbula döndüğümde kitabı bitirebildim:) Artık kitap okumaya daha çok vakit ayırabileceğim için çok mutluyum. Dün D&R gidip kendime yeni ciciler aldım ve onları okumaya başladım:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



