10 Haziran 2013 Pazartesi

Baharın ardındannnn

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba, Bahar'a güzel bir veda edemeden yaz geldi kapıya dayandı. Ruhum hep bahardır benim. Yeri gelir hazan olur, yeri gelir bahar. Son olsun ilk olsun hep bahar. Ne kışın sertliğini , soğuklugunu severim; ne de yazın kavuran sıcaklığını. Güneş vururken yüzüme arsızca, rüzgar usulca arkasından okşayarak geçip gidecek. Ya da yağmurlar yağacak ruhuma, yapraklar sessizce yere düşerken.... Bahar olunca hep kendimi sokaklarda bulurum, yürürüm hiç ardına bakmadan, düşünmeden, kaygılanmadan ... Hep önüme bakarım, hiç yılmadan, nedensiz, sorgusuz sualsiz. 

Hayatımın en önemli kararlarını, en önemli sınavlarını, başvurularını hep baharda vermişim. Hayatıma hep yön veren baharmış, beni itekleyen, heveslendiren ve başarıya götüren... Bahar mıymış beni ben yapan? 

Bahar'da boğazda erguvanlar usulca açarken, adada ise mimoza kokusu sarıp sarmalar teklifsizce. Bahardır  bizi yaza hazırlayan, kışın yorğunluğu alan. Ne eksik ne fazla hep orta şekerdir bahar:)

Sen yaz gibi değilsin çatkapı gelmezsin, cemrelerinle bizi hazırlar, yağmurlarınla haber verirsin. Saygılısındır ve bir o kadar içten ve bir o kadar samimi.... Hiç şaşırtmaz ani inişler çıkışlar yapmazsın. Yeri gelir bahar olur içimize dolarsın; yeri gelir hazan olur içimize kapatırsın...... Sen sevgi nedir bilirsin yeri gelir yüreğimizi yerinden oynatır; yeri gelir kederlendirirsin ama ne abartırsın ne de umursamaz olursun. Ne eksik ne fazla hep orta şekersin sen bahar...

Kısacası sen baharsın ne çok üzersin; ne de çok sevindirirsin, Sen ne eksik, ne fazla hep orta şekersin bahar:)


Bellanomisma:)

24 Nisan 2013 Çarşamba

İzlenen Filmlerden Kısa Notlar


Bu aralar film izleyerek yorgunluğumu atmaya ve zihnimi boşaltmaya çalışıyorum. Film festivallerinden bazı filmleri izledim.


The Fall adlı bu film, sanatsal filmler kategorisinde şu ana kadar izlediklerim arasında en iyisiydi. Estetik açıdan muhteşem sahneleri bulunmakta.







Woddy Allen'ın başrolünü paylaştığı filmde kendisine Diane Keaton eşlik etmekte. Komedi türünde olan bu film Napolyon Dönemi'ni komik bir dille anlatan film:) Ben izlerken çok eğlendim:)
Fransız yapımı olan filmde Adele'in maceraları anlatılmaktadır. Mısır'daki mumyalardan, ejderhalara kadar uzanan eglenceli bir film:) Film Paris ve Mısır arasında gidip gelmektedir. 

İzlediğim son film konusunda tek söyleyeceğim mutlaka izlemeniz gerektiği, 3 saat süren film nasıl başladı nasıl bitti anlamadım. Babür İmparatoru Muhammed Ekber'ın hayat hikayesinin anlatıldığı filmde Hint Prensesi Jodhaa ile evlenmesi ve birbirlerine duydukları aşktan oluşmakta. Bunun yanı sıra o dönemin Hindistan'ı da anlatılmaktadır. Bolywood film yapımları arasında en üst sıralarda yer aldıgı kesin:) İyi seyirler.

24 Mart 2013 Pazar

Bride&Prejudice



Jane Austen'a olan bağlılığımı birçok arkadaşım bilir. Onunla ilgili bir film olduğunda ya da eserlerinin değişik bir versiyonunu gördüğümde hemen oturur izlerim. Şimdiye kadar birçok filme ve diziye ilham olmuş olan eseri Aşk ve Gurur benim için de kült kitaplar arasında yer almaktadır. Türk dizilerinden Asi, Bir İstanbul Masalı'nda bu kitaptan etkilendiği açıkca ortadadır. Yabancı filmlerden Sabrina, Bridget Jones I ve bunun gibi birçok filmde Aşk ve Gurur'dan esintilerle karşılaşmaktayız. Aşk ve Gurur'un sinema ve dizi versiyonlarını hatta Jane in Austen adlı komedisini izlemiş bir insan olarak içlerinde en renklisi bu filmdi. Çünkü bu film Aşk ve Gurur'un Hint versiyonuydu. Filmdeki karakterlerin çogunun ismi aynıydı, sadece Bennet ailesi olarak bilinen Elizabeth'in ailesinin isimleri farklıydı. Filmin konusu da mağlum:) Ama bu filmi izlerken çok eğlendim. Aşk ve Gurur'un Hint versiyonu nasıl olur acaba diye düşünmeyin bence mutlaka izleyin:)) Çok renkli, bol müzikli bir film:) Şimdiden iyi seyirler.  



17 Mart 2013 Pazar

Amadeus


Yine bir yoğunluk içerisindeyim. Bir yandan iş, bir yandan ingilizce, bir yandan çalışmalar derken kendime hiç vakit ayıramaz hale geldim. Önceden tez yüzünden sızlanmalarım olurdu. Şimdi ise iş yüzünden bu sızlanmalarım devam etmekte.... Haftasonu bir anda bitiveriyor ve ben kendimi yeni bir haftaya hazır hissetmezken pazartesi kapıya dayanıyor. Aslında bu yorucu tempoya alıştım desem de haftanın son iş günü pilimin bittiğini hissediyorum ama ertesi günün tatil olacağını düşünmek yüzümü az da olsa gülümsetmeye yetiyor. Cumartesilerini genelde  evde sessizlik içerisinde geçirirken, şu son iki haftadır cumartesilerim dışarıda geçmeye başladı. Pazar günü kazısanız, burnumu dahi dışarı çıkarmam modundayım:) Buradan arkadaşlarıma da duyurulur:) Konuşmayı, bir şeyler anlatmayı ve hatta arkadaşlarımla sohbet etmeyi çok seven ben, sadece susmayı ve çok az olmak kaydıyla  da dinlemeyi tercih etmeye başladım. Benim için alışık olmayan bu durum sanırım yaz ayına kadar sürüp gidecek:) 

Neyse cumartesileri yeni aktivitem full film izlemek. Kitap okumayı boş kaldığım her vakit yapsam da, artık film izlemek sadece haftasonuna ertelenen bir durum haline geldi. Bu hafta "Amadeus" adlı filmi izledim. Film, W. Mozart'ın hayat hikayesini konu alıyor. Film biraz uzun sürmüş olsa da açıkcası çok etkilendim. Bir dahi müzisyenin hatta o dönemin avrupasında tanrının mucizesi hatta Theophilos (Tanrı dostu) olarak anılmış olsa bile kötü bir hayat geçirmiş olduğunu görmekteyiz. Aslında tarihe bakıldığında önemli adamların bu erken ölümleri ya sefaletten ya da ruhları bedenlerine dar geldiğinden mi nedir intiharlarıyla sonuçlanıyor. 6 yaşında besteler yapmaya başlayan bu eşsiz müzisyen Avursturya'nın kuzeyinde yer alan Salzburg kentinde dünyaya gelmiş, fakat kariyeri Viyana'da gerçekleşmiştir. Notalarla oynamayı bir oyun haline getiren bu dahi müzisyen içindeki çocuğu asla öldürmediği söylenmektedir ki bunu film boyunca görmekteyiz. 35 yaşında hayata gözlerini yuman Mozart ardında bir hayli borç bıraktığı bilinmektedir.




Bugün bile operalarını, konçertolarını dinlediğimizde ruhumuzun havalanıp uçtuğu hissini veren bu adam neden sefalet içinde bir yaşam sürdü? Bu soru aslında gerçekten çok önemli. Çünkü o dönemin avrupasında özellikle Viyana'da Paris'te ve Almanya'da kralların ve kraliçelerin karşısında operalarını, konçertolarını ve müziği icra eden ve günümüzde halen saygı duyulan bu olağanüstü besteci, neden bu kadar parasız bir yaşam sürdü ki o dönemin Viyanasında müziğe çok da önem veriliyordu. Fransa Kraliçesi Marie Antoniette'nin kardeşi II. Joseph Avusturya'nın başında yer alıyordu ve müziğe önem veren bir kraldı. Filmden gerçekten çok etkilendim. Hayatının içine bu kadar müziği dahil eden ve notalarla konuşan ve notanın tınısını kafasında canlandırıp kağıda döken Mozart'ın hikayesinin anlatıldığı bu film gerçekten çok etkileyiciydi. 


Son olarak filmi izledikten sonra Mozart ile ilgili kitapları netten taradım ve Can yayınlarından çıkan kitabı okumaya karar verdim. İlerleyen aylarda bu kitabı burada tanıtmayı düşünmekteyim. Son olarak usta bestecinin bir eseriyle konuyu bitirmek istiyorum. Herkese iyi günler dilerim.












http://www.youtube.com/watch?v=2TUIQjZT_8Y

2 Mart 2013 Cumartesi

Film Notları

Merhabalar, bu aralar kendimi film izlemeye adadım desem yeridir. Yorgunluğumu film izleyerek atıyorum. Bu aralar izlediklerimden. Hepsi birbirinden güzeldi. Casablanca'yı birkaç defa izledim. Snow White yeni versiyonu bir hayli güzeldi. Charlize Theron'un (Kötü Kraliçe) Snow White'dan daha güzel olması dikkat çekiciydi ama açıkcası güzel bir filmdi. Bu aralar Snow White çok popüler:) Ben en çok Sindirella'yı severdim:) Onunla ilgili de cover bir film bekliyoruz:)  Marie Antoniette anlatıldğı filmde ise, konu biraz kopuktu. Kraliçenin hayatını bilmeyen için çok açıklayıcı bir film değildi. Son film ise Tim Burton yine döktürmüş demek istiyorum. Bu konuda objektif olamıyorum:) Tim Burton ne çekerse hepsini beğeniyorum:)





28 Ocak 2013 Pazartesi

Liebster Blog Award




Bloglar arasında yeni bir etkinlik başlamış. Benim de Sevgili Berfin sayesinde haberim oldu. Çünkü kendisi beni aday olarak göstermiş ve kısacası ben de  mimlendim:) Yapacağınız şey aslında çok basit sizi mimleyen blog'un sorularını cevaplamak, sonra kendinizle ilgili 11 gerçeği açıklamak ve en sonunda ise sizin hazırlamış olduğunuz soruları oluşturmak ve aday göstereceğiniz blogları belirlemek. Bir de yukarıdaki fotografı paylaşmak, sizi mimleyen blog'u da referans göstermeyi unutmayın. Şimdiden herkese iyi eğlenceler:)


1. En sevdiğin yazar kimdir?

Aslında bu soruyu tek bir yazarla sınırlamak istemezdim ama aklıma ilk gelen kişi Oya Baydar.

  2. Türkiye'de çıkmasını iple çektiğin seri/yazar nedir/kimdir?

Legend Of Seeker serisinin bütün kitapları:)

  3. Yılda ortalama kaç kitap okursun?

Eskiden yılda 70'e yakın okurdum ama şu iki senedir 25 tane anca okuyabiliyorum. 

  4. Kedi - Köpek? Kahve - Çay?

Kedileri çok severim. Hatta ileride  bir tane kedi almayı düşünüyorum. Kahve yle hiç aram yok.  Çay konusunda da yeşil çay ve earl grey tercihimdir.

  5. Gitmekten en keyif aldığın mekan/cafe neresi?

Starbucks, Çınaraltı (Çengelköy), Viktor Levi, Happy Moons, Özsüt (Caddebostan) Şimdilik aklıma gelenler.

  6. Kitap okumak için tercih ettiğiniz bir yer var mı?

Odamda yatağım üzerinde okumayı, bir de salonda camın kenarında  kitap okumayı çok severim.

  7. Okumaya başladığın kitapları yarım bırakırmısın? Sonunu getiremediğin kitaplar hangileri?

Her kitabın bir ruhu olduğuna inanırım. Bazen bir kitaba başlarım ve kitabın ortalarına gelemeden yarım bırakırım. O an ki ruh halimin kitaba hitap etmediğini  anlarım. Bu aralar yarım bıraktığım bir sürü kitabım var. Bunlardan birkaçı; Duyguların Dili, Midak Sokağı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Limon Ağacı:)

  8. Sevdiğin müzik türleri nelerdir?

Jazz, Jazzz, Jazzz:))  ve Etnik Müzikler. Aslında enstrümantal tarzda olan müzikleri dinlemeyi de çok seviyorum. Beni çok dinlendiriyor.

  9. Takip ettiğin diziler varmı? Hangileri?

Once Upon A Time, Revenge, Avrupa Avrupa, Böyle Bitmesin.

 10. 2-3 kitabı bir arada okur musun?

Sadece bir kitabı okuduğumu hatırlamıyorum. Her zaman iki ya da üç kitabı bir arada okurum. Sanırım çok çabuk sıkıldığımdan böyle oluyor.

 11. Tahminen kaç kitabın vardır.

700'e yakın:) 

Benimle ilgili 11 gerçek:)

1-  En sevdiğim renk mor, pembe ve mavi:)

2- Evde vakit geçirmeyi çok severim. Miskinlik göbek adım:) Pijamalarım ve sabahlığımla bütün bir günü geçirebilirim:)) Annem bu konuda sen benim kızım olamazsın der hep:)) ve benim bu halime hep çok güler:) Rahatıma çok düşkünüm kısacası:)

3-  Yemek yapmayı çok severim. Hatta bu konuda başarılı olduğum söylenir. Özellikle değişik tarzda şeyler denemeyi çok severim. Bu aralar Asya yemeklerini deniyorum:) 

4- Baharatı çok severim. Özellikle Zencefil, Kimyon ve Köri:)

5- Aromatik kokuları çok severim. Çayı içerken bile mutlaka karanfil koyarım. O yüzden siyah çay konusunda da Earl Grey'i tercih ederim. Tarçını tatlılar da içtiklerime koyarım. Tarçın'ın büyülü bir kokusu olduğuna inanırım. 

6- Aleo vera yağı vazgeçilmezlerim arasındadır. Kokusu çok hoşuma gider. Hatta parfüm olarak kendisini kullanırım:) Çiçek yağlarına karşı bir düşkünlüğüm var cildime saçıma sürerim. Bazen banyo suyuma bile katarım:) 

7- Bütün bir günümü evde kitap okuyarak geçirebilirim:) Arkadaşlarım beni dışarı çagırdıklarında ya da bir yere davet ettiklerin de çok zor giderim. Ağır kanlılığımla bilinirim:))

8- En sevdiğim aktör Colin Firth. Hatta hep onun gibi biriyle evlenmeyi hayal ederim arada sırada:)

9- Kupa koleksiyonum var ve kupalarımı odamdaki rafımda sergiliyorum:) Biri bana kupa aldığında acayip mutlu olurum:)

10- Küçük şeylerden mutlu olurum. Yeter ki bir anlamı ve değeri olsun. Asla hediyelere fiyat biçmem. Çikolata bile mutlu olmama yeter:) ya da güzel bir yemek:)  Ayrıca içinde baykuş olan her hediye havalara uçmam için de yeterlidir. 

11- Yurtdışında görmek istediğim yerlerin başında Paris ve Bali gelir:)) 

Benim Sorularım

1- Kitaplardan uyarlanan filmler konusunda ne düşünüyorsunuz? Bunlar arasında sizi etkileyen hangisi olmuştur?

2- En sevdiğiniz yazar ve kitap

3-  Kendinizle özdeştirdiğiniz bir kitap karakteri var mı?

4- Yılda ortalama kaç kitap okursunuz?

5- Ne tarzda kitap okursunuz?

6- Klasiklerden en sevdiğiniz kitap hangisi

7- En sevdiğiniz renk?

8- Kütüphanenizde ortalama kaç kitap var?

9- Kitap hediye etseydiniz bu hangisi olurdu?

10- Blog önerilerini dikkate alıp, kitap alıp okur musunuz?

11- İzlediğiniz diziler?

Veee Adaylarrrr

http://birazsoylebirazboyle.blogspot.com/

http://gunicinderastladim.blogspot.com/

http://baykusgozuyle.blogspot.com/

http://edabellaa.blogspot.com/

http://myblog42-42.blogspot.com/

http://morkalemlik.blogspot.com/






23 Ocak 2013 Çarşamba

Jane Austen Hayatımı Mahvetti /Beth Pattillo


Bu kitabı geçen ay bitirdim ama bir türlü buraya yazamadım. Bu aralar nedense popüler tarzda ya da sadece kafamı dağıtacak, edebi anlamda çok fazla derinliği olmayan kitaplarla vaktimi geçiriyorum. Bu kitap uzun zamandır aklımda, fakat bir türlü alıp okuyamıyordum. Pegasus Yayınlarının birkaç kitabını bu şekilde gözüme kestirdim. Sırada Filozuf'un Çırağı adlı kitap var ama ne zaman satın alırım ve ne zaman okurum tanrı bilir:) 

Jane Austen, lise yıllarımda hayatıma girmiş ve beni kendisiyle zehirlemiş ve panzehirini bir türlü bulamadığım hastalık gibi yakama yapışmıştır. Kitaplarındaki erkek kararkterlerin asillikleri, gururlu halleri ve takdire şayan kibarlıkları içime işlemiştir. Lise yıllarım bu charming hayalleriyle heba oldu. Belki de önüme çıkan fırsatları hep bu nedenden tepmek durumunda kaldım ve belki mükemmel bir aşkın kıyısından yine bu hayaller yüzünden döndüm. Bu yüzden bazı pişmanlıklarım yok değil. Şimdi geçmişe dönüp baktığımda gerçekten 19. yüzyıldan kalma gururlu ama sevdiği için her şeyi yapacak mağrur bir prensin Pemberley'den kalkıp beni bulmaya geleceğini ve beni bulacağını mı sanıyordum.:)) Fakat  belli bir süreden sonra, gerçek dünya denilen olgunun ne yazık ki öyle olmadığını geç de olsa anlamış bulunmaktayım. Charming ölmüş de ağlayanımız yok hesabı:)) Mr. Darcy hayallerim de yıllar önce okyanusların derin sularına gömüldü zaten. Aslında, Jane Austen'ın hiç evlenmediğini de hesaba katarsak yazmış olduğu kitaptaki karakterlerin o dönemde bile olmadığını hepsinin Jane Austen'ın hayal ettiğini düşünmekteyim arada sırada. Hayır yanlışım varsa beni düzeltin:)) Bu kitap aslında benim de Jane Austen'a neden bu kadar bağlı olduğumu da sorgulamaya itti:))

Kitabı okurken çok eğlendim. Konusuna gelince bir üniversitede ingiliz edebiyatı ve jane austen üzerine çalışan Emma'nın kocasını asistanıyla yakalaması ve okulla bağının kesilmesinin ardından İngiltereye Jane Austen'a hayatını mahvettiği için hesap sormaya gelmesiyle başlar. Kitapta Jane Austen ile bilgileri okurken çok eğlendim. Jane Austen kitaplarındaki gibi balolara gitmeyi ve dans etmeyi çok severmiş. O dönemde kızların ileri tahsil yapmalarına izin verilmemesine rağmen Jane'nin kitaplarla ömür geçirmesi ve bunu yazarlığa dökmesi gerçekten çok muhteşem bir durum diye düşünüyorum. Kız kardeşiyle olan yakın ilişkisi hemen hemen her kitapta kendisini hissetirmiş olduğunu birçoğumuz bilir. Aşk ve Gurur'da Jane ve Elizabeth, Akıl ve Tutku'da Marianne ve Elinor gibi. Emma çıkmış olduğu bu yolculukta yıllardır yakınında olan ona her daim destek olan arkadaşı Adam ile  ilişkilerini sorgulamaya  ve Jane Austen'a bağlı gizli bir derneğin de istedikleri işleri bir taraftan yürütmeye başlar. Gizli dernekle kurmuş olduğu  bu iletişimden sonra hem Jane Austen'ı küllerinden yeniden doğmasına izin verir hem de kendini ve çevresini daha iyi gözlemlemeye başlar. Jane Austen'ın kitaplarında geçen mekanlara yolculuk eder ve orada hangi duyguyla bunları yazdığını düşünmeye başlar. Kitap da özellikle Mr. Darcy, Mr.Willoughby, Mr. Knightly karakterleri üzerinde yoğunlaştığını görmekteyiz.  Kısacası, kitabı okurken çok eğlendim. Jane Austen'ın hemen hemen bütün kitaplarını okumuş kişilerin okumasını tavsiye ederim. Çok zevk alacağınıza eminim. İyi okumalar.

Sevgiler:)